|
Batum’dan Ünye’ye göç eden bir ailenin ferdi olan Albay Hasan Civanbay’ı torunu İbrahim Civanbay, Çatalpınarlıların geleneksel hale getirdiği kahvaltıda anlattı. İşte torunun ağzından o inanılmaz yılların ve bir kahramanın hayat öyküsü:
“Batum 1564’te Kanuni Sultan Süleyman döneminde fethedilir, Osmanlı topraklarına katılır. Dolayısıyla 1921’de de elimizden tamamen çıktığını dünürsek yaklaşık 357 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmış. 1918 yılında kurulan Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalır. Cumhuriyetin ilk ilanına müteakip Batum Misakı Milli sınırları içerisinde sayıldığından ilk kurucu meclisin milletvekilleri de vardır Batum’da. Bunlar, Akif Sümer, Ahmet Fevzi Erdem, Ali Rıza Acara, İmamzade Edipdinç ve Ahudzade Ahmet Nuri Efendi. 1. dönem TBMM’nde Batum milletvekilleri olarak görev yapmışlardır. Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Artvin ve Ardahan geri alınırken 7 Mart 1921’de Batum’da milli mücadele esnasında geri alınmış. Fakat 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Anlaşması gereği Bolşevik orduların eline geçtiğinden Gürcistan’a bırakılır. Dedelerimiz, babalarımız bu tarafa göçüyor, 1877–1878 Rus Harbinden sonra Batum Çarlık Rusya’sı eline geçince 8–10 yıl süre dayanabilmişler. Daha sonra Rus baskısına dayanamayan Müslüman Gürcü Osmanlı tebaası bu tarafa göç etmek zorunda kalır. Dedemin babasının ismi Hacı İbrahim Ağa’dır, annesi Nurifet hanım. Hacı İbrahim Ağa’nın 2 oğlu bir kızı var. Dedem Hasan, büyük oğlu, ortanca oğlu Hüsnü, bir de kızı var Fatma. 1889 tarihinde Batum’dan göç ederler. O tarihlerde 2 yıl içinde yaklaşık 6 bin aile İngiliz gemileriyle Karadeniz üzerinden Gürcistan’dan Türkiye’ye gelir. Tabi Osmanlı’da ki oturmuş köklü devlet terbiyesi, devlet geleneği oradaki Osmanlı tebaasını yüzüstü bırakmaz onlara arazi gösterir. 33 kişilik bir kafile olarak gelirler. O tarihlerde sahile yakın kesimlerde ciddi bir sıtma problemi var. O zamanlar çaresi de yok tabi, sıtmadan çok insan ölmüş. Bir kısmı bunu göze alamayıp daha yüksek yerlere yerleşirler. Burası Batum’da ki kendi yaşadıkları yere çok benzermiş o yüzden tercih ederlermiş. Dedem 1883 Batum doğumlu. İlkokulu Ünye’de okuyor. İlkokulu bitiriyor fakat daha ilerisi yok, okul yok, imkân yok.”
Albay Hasan Civanbey’in askerlik dönemi
“Albay Hasan Civanbey,İlkokulu bitirdikten sonra 4–5 sene okula gitmeden köyde babasının yanında kalıyor. Hacı İbrahim Ağa’nın bir ağabeyi Hasan, İstanbul’da sarayda müderris, şehzadelerin öğretmenliğini yapıyor. Ona haber gönderiyor. ‘bu çocuk burada ziyan olacak, oraya sana okumaya göndereceğim’ diyor ve amcasının yanına gönderiyor. Tabi o zamanlar o da Askeri Rüştiye’ye yazdırıyor. Askeri liseyi bitirir ve ondan sonra 3 yıl Harp Okulu okur. 1909 yılında piyade sınıfından Teğmen rütbesiyle mezun olur. 1911–1912 arasına da Trablusgarp harbi patlar, İtalyanlarla Trablusgarp savaşına katılır. Peşinden 1 yıl sonra 1913 yılında Balkan harbi patlar ve tekrar Balkan harbine katılır. Balkan harbine iştirakinden dolayı Halife Abdülmecit nişanı almıştır. 1918 yılları arasında cereyan eden 1. Dünya harbine katılmıştır. Albay Hasan Civanbey 1. Dünya harbinde Kafkas, Sina, Filistin ve Çanakkale cephelerinde bulunmuş. Çanakkale muhaberelerine katıldığında Osmanlı tarafından kendisine madalya verilmiş. 1. Dünya harbinden ise Alman Gümüş Hac liyakat madalyası, Kafkas cephesinden, Rus harbinden çeşitli madalyalar almıştır. Albay Hasan Civanbey’e 2 İstiklal madalyası verilmiştir”.
ATATÜRK ALBAY HASAN’I SORUYOR
En son Sakarya Meydan Muhaberesinde 61. Alay Komutanı olarak katılmış Binbaşı Rütbesinde. Sakarya Meydan Muhaberesi 22 gün, 22 gece süren bir savaştır. Orada savaşın 17. ya da 18. günü yaralanıyor. Savaş bittiğinde zayiat raporu gidiyor, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk listeye bakıyor. Bulunamayanlar arasında dedenin ismi de var. Atatürk özellikle soruyor, Hasan nerede! ‘Efendim bulmadık’ diyorlar. ‘Bulun’ diyor. Köpeklerle yayılıp, muhabere alanını tarıyorlar, bir ormanlığın çalılığın içerisinde buluyorlar yaralı bir şekilde. Ocak 1920 tarihinde 400 nolu kanun çıkartılıyor. Bu 400 nolu kanun ‘Milli mücadeleye katılıp, yararlılık gösterip, İstiklal madalyası almaya hak kazanmış olsa dahi, bu kanun kapsamındakilere, bir defaya mahsus olmak üzere tekrar İstiklal madalyası verilir’ der. Başka bir tabirle de ‘Kahramanlar Kanunu’ diye geçer. Hepimizin neslinde olan Cumhuriyetin temeline taş koymuş büyüklerimiz gibi o da kendine düşeni yapmıştır bu zaman içinde. 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkacağı zaman dedenin rütbesi Yüzbaşı. Geleceğinden haberimiz vardı fakat suikast ihbarları da alıyorduk. ‘Ciddi bir tertibat almıştık’ derdi. Samsun’a çıktıktan sonra Atatürk’e Havza’ya kadar refakat eder. Daha sonra geri döner bölgenin güvenliğinden sorumlu. Cumhuriyet’in ilanından sonra 1. Meclis’te heyeti temsiliye, yani o zaman Ulus’ta ki TBMM binasının muhafız alay komutanlığını yapar. 1936 yılında Adana’da Jandarma Bölge Müfettişi. 1943’te kendi isteğiyle emekliliğini istiyor. 1943’te emekli olduktan sonra bir 6 yılda, o zaman İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulmuş 3. genel müfettişlik var. Doğu’da Cumhuriyet sonrası da iç isyanlar hareketler var. İsyanların bastırılmasında görev alıyor. 1949 yılı sonunda da emekli olup Ünye’ye yerleşiyor. Albay Hasan Civanbey’e ait Atatürk’ün kendisine hediye ettiği bir silahta var. Belçika Kralı’nın Türkiye’ye geldiğinde getirdiği 2 silahtan biri. Yapım yılı 1908’dir. Yani 102 yıllık bir silah.”







|